Saturday, 26 February 2011

Ortadoğu'daki karmaşaya Erbil'den bakış

Arap dünyasında yaşanan ve diktatörlerin koltuklarını sallayan son gelişmeleri Erbil’den bakarak değerlendirmenin enteresan olacağını düşünüyorum.

Yaşanan bu gelişmelerin, istikrar konusunda kısmi sıkıntılar yaşayan bölgede bir takım toplumsal dinamiklerin harekete geçmesine dolaylı yoldan da olsa neden olduğunu söyleyebiliriz. Kuzey Irak’ta artan politizasyon diğer arap ülkeleri ile kıyaslanacak seviyede olmasa da gözle görülür bir hal almaya başladı. Herşeye rağmen, İki hafta önce Süleymaniye’de başlayan protestoları Tunus, Mısır ve Libya ile aynı çerçevede değerlendirmemek gerektiğini düşünüyorum. Kürtlerin protesto sebepleri de yönetimin şeffaflaşması, daha fazla demokrasi, yönetimde olduğu düşünülen rüşvet ve adam kayırma gibi sebepler olsa da bölgenin farklı değişkenlere sahip özelliklerinin iyi okunması gerekiyor.

Yıllardır hüküm süren tek adam yönetimindeki devletlerde meydana gelen toplumsal hareketlerin dolaylı olarak etkilediği Kuzey Iraklılar kendi dinamikleriyle sokaklarda memnun olmadıkları hükümetlerini eleştiriyorlar. Goran hareketinin önderliğinde gelişen bu organizasyonun, eş zamanlı gelişen arap ülkelerindeki diğer protestolar ile benzerliği ise sadece halkta psikolojik olarak bir eyleme geçme güdüsünü tetiklemiş olması.

Fakat, 25.02.2011 tarihinde üniversitelerin bir aylık tatil edilmesi, Erbil girişinde bulunan kontrol noktalarından şehre giriş çıkışların yasaklanması. Kürdistan Bölgesel hükümetin acele toplanması ve 17 maddelik görece reform paketi açıklaması aslında bu coğrafyada da değişime ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor. Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin bu sınavı nasıl atlatacağı sadece kendi geleceklerini belirlemekle kalmayıp Kerkük ve Musul için de belirleyici olacak.

25.02.2011 tarihinde Kerkük’te yaşanan karışıklıklar sebebi ile, çok sayıda peşmerge kuvvetinin Kerkük ve çevresine naklinin yapılması, Irak Hükümetinin eylemsiz kalması gerekçesi ile açıklandı. Çok enteresandır ki bu çok önemli haber Türk Medyasında yer almadı. Goran hareketinin Kürt oylarını bölmesi ile yönetimini kaybettikleri Kerkük’e, Kürtlerin, Türkmenlerin ve Arapların güvenliklerini sağlamak için girdiğini açıklayan peşmerge kuvvetleri, sanırım bölgeden kolay kolay çıkmayacak ve Kerkük sorununun çözümünün ötelenmesine de sebep olacaklar. Yakında Türk medyasında Kerkük ile ilgili provakatif haberler görmeyi de bekliyorum.

Dün akşam Erbil sokaklarında Kürdistan federal yönetimi bayraklarıyla şehri dolaşan konvoyların olması, halkın, düzeltilecek şeylerin olduğunu gördüğünü fakat bölgesel yönetimlerinin devamı için birlik olmaları gerektiğini açık bir şekilde ortaya koyuyor aslında. Konuştuğum insanlar da aynı görüşteler. Hemen yanı başlarında kaynar kazan durumunda olan Musul ve bir takım güçler tarafından sürekli kaynatılmaya çalışılan Kerkük örnekleri görüldüğünde can güvenliği, şeffaf yönetim anlayışının ve diğer isteklerin önüne geçiyor. Uzun soluklu bir demokrasi mücadelesine, bu şartlar altında girmeleri kolay da değil aslında Kürtlerin. Türkiye’nin 88 yıldır süren ve hala da varılamamış demokrasi mücadelesi kadar uzamaması ise tek dileğim.

Konumuza dönecek olursak, Türkmen Cephesi bir açıklama yaptı ve gösterilere katılmayacaklarını bildirdi ve Erbil’de halk bayraklarla sokaklarda. Yaşanan bu olaylar, hükümetin güven tazelemesine de sebep oldu Süleymaniye dışındaki bölgelerde. Süleymaniye ise kendine has dinamiklere sahip bir bölge. Halkının eğitim düzeyi diğer bölgelere oranla daha yüksek. Özelikle protestoların ilk gününde güvenlik güçlerini silah kullanmasını, yönetimin şeffaflaşmasını ve bölgelerine daha az yatırım yapılmasını protesto ediyorlar. Süleymaniye Talabani’nin Bölgesi ve Uzun yıllar Barzani güçleri ile savaştıkları da düşünülünce geçmişin getirdiği bazı birikmişliklerin de olabileceğini düşünüyorum bu protestolarda. Goran Hareketinin en güçlü olduğu bölge olan Süleymaniye’nin sesini dinleyecek mi bölgesel yönetim? Bunu zaman gösterecek.

Kürtlerin Kerkük Yönetimi Araplara kaptırmasına neden olan Goran Hareketi, Erbil’de ayrılıkçılar olarak görülüyor. Süleymaniye’de yaşanan olayların ardından Erbil’de ve Dohuk’ta Goran hareketine ait büroların yağmalanması da Kürt yönetiminin muhalefete hazır olmadığını da gösteriyor. Bence asıl aşmaları gereken sorun muhalefeti sindirebilmek.

Bölgeye huzurun hakim olması burada yaşayanların en büyük dileği. Bu huzurun da kolay bozulabileceğini sanmıyorum. Kuzey Irak'ın sahip olduğu güvenliğin bütün Irak'a yayılmasını dilemekten sanırım güzel bir temenni olacak..

Wednesday, 23 February 2011

"Gizel"

Ey Biutiful' ı izlemeyen cemaati müslimin!
Tiz zamanda Alejandro González Iñárritu gardaşınızın bahsi geçen filmi izlene!Zira ilgili yazısı müteakiben gelecektir.

Hürmetlen...

Emeğimizi hep görelim, gitmesin hiç zaya

Ardılcım,
Baharcım,

Bilirim bunu pek seversiniz...

Başlangıçtakı kısa konuşmaya ithafen, Muharrem dayıyı görüyorum ve arttırıyorum: Müzik insanın kendine yakışanı giymesidir.


Meraklısına not: Çok ilginçtir, şair burda erkeğe seslenmiyor.
[Köriyıs ket, piliyz not det dis iz nat meyl or fimeyl bat male]

Saturday, 19 February 2011

Rüya

Sabah denişik bir rüyadan uyandım: Ece Temelkuran'la birbirimize karşı boş değilmişiz...

Gazete okumaya bi ara mı versem acaba? Nayır, nayır... Medyanın bi günahı yok, Ece'nin günahı hiç yok. Bu yalnızlığa, tek tüfekliğe bi ara ver(e)mediğim için galiba bu rüyalar :)

Ama Ece'yi de çok severim. Özgür'ü de pek çok severim. En iyisi, "hayırdır inşallah"ımı Özgür ve Ece için kullanayım kendimden uzaklaşayım.

"Seni baharmışın gibi düşünüyorum, seni..."

Her seferinde gözlerim dola dola gittiğim memleketime yola çıkalım mı bu sefer?

Nedendir bilmem sanki sürmüşler de beni memleketimden, her gidişimde hasretini yaşıyorum en derinimde.Her seferinde kulağımda Ahmed (Arif) abe ile giriş yapıyorum Amed’e. Öğütlerini dinliyor gibiyim abimin, ciğerden sesiyle Ahmed Arif’in.

Diyorum ya memleket hasreti yaşadığım ama Ahmed abi alıyor yüreğimden hasreti iki çift kelamıyla;

Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip..
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının
Dayan kitap ile,
Dayan diş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.


Devam ediyorum.Umutla ama bu sefer…


Çocukken Hasanpaşa Hanı, önünden geçerken içine bakmaya çalıştığım hanlardandı. Tıpkı yine Diyarbakır’daki Deliller Hanı ve diğerleri gibi…
Annemse hep ellerimden çeke çeke “hadi kızıııım!” derdi. O zamanlardan kalma meraklılığım: )
Hep sorular sorduğumu hatırlıyorum. Belki her çocuk kadar ama bana mantıklı gelen bir cevap bulduğumda sustuğumu da hatırlıyorum!

İçinde yaşadığım şehrin hikayesini hep yaşamışım. Şehirden ayrıldığımda fark ettim.
Çocukken yediğim pekmezli yumurta kokusunu alınca hatırlıyorum hikayenin bir detayını daha, tıpkı diğer detayları gibi. Her gün az çok birazını yaşıyorum bu hikayenin evimde, annem ve kardeşlerimle.

Peki ya hikayenin geri kalanı?

Parçaları ancak Amed’in ta kendisinde bulabiliyorum. Her geldiğimde gözümü dolduran, yüzümü gülümseten bir o kadar da içimi coşturan, heyecanlandıran detaylarla karşılaşınca fark ediyorum güzelliğini herşeyin..
Yaşadığım bir hikaye var evet,ama bu aynı zamanda unutmaya başladığım bir hikaye. Diyarbekir’ i çok seviyorum,kokluyorum, soluyorum ve her girdiğimde yaşıyorum bir daha.

Karacadağ kokusu sinmiş tohumumuza bir kere!

Boşuna mıdır ki, Ahmed abi birini sevmeyi, düşünmeyi, Diyarbekir’î düşünmek, sevmek gibi anlatır?

Açar,
Kan kırmızı yediverenler
Ve kar yağar bir yandan,
Savrulur Karacadağ,
Savrulur zozan...
Bak, bıyığım buz tuttu,
Üşüyorum da
Zemheri de uzadıkça uzadı,
Seni, baharmışın gibi düşünüyorum,
Seni, Diyarbekir gibi,
Nelere, nelere baskın gelmez ki
Seni düşünmenin tadı.


Özlüyorum evet...

Amed' i detaylarıyla, uzun uzun başka bir yazıda anlatmak sözüm olsun.

Bir şehri duygusuz, hissetmeden anlatmak mümkün mü ki?

Erbil'de bir mekan, Costa Rica Coffee

Erbil'e gelmeden önce şehri araştırmak istediğimde çok az kaynak bulmuştum. bu sebeple şehrin mekanlarını anlatmanın iyi olacağını düşündüm. Seriye de Costa Rica Coffee ile başlıyorum..


Erbil'de hızlı internet ve güzel kahve için her zaman Costa Rica Coffee


Cafe, Erbil'de geçirdiğim ilk 2 ay, internete eriştiğim, iş stresinden ve de iş arkadaşlarımdan uzaklaştığım bir mekan olarak birinci sırada yerini almayı hak ediyor. Gulan caddesi üzerinde bulunan cafe, Musul yolundan Gulan'a girildiğinde, Erbil Rotana Otel'i geçtikten hemen sonra, 250 m ilerde solda bulunuyor. Duyduğuma göre İngilterede bulunan bir cafeler zincirinin Erbil ayağıymış. Kahveleri gayet güzel ve New York Cheese Cake'i de gerçekten tadılmaya değer. Cafe'nin müdavimleri genelde yabancılar olmakla beraber Erbil gençliği için de sohbet ortamı olan mekan akşamları bir hayli kalabalık oluyor. Gündüzleri ise dingin bir yer olarak çalışmaya ve kitap okumaya da müsait.

Cafe'nin fiyatları ise Türkiye'de gidilecek orta-üst seviye bir cafe ile aynı diyebilirim. 5 dolara güzel bir medium americano içip, 4 dolara mediım çay içebileceğiniz mekanda, 5 dolara da cheese cake yiyebilirsiniz. Fakat bu fiyatlar Erbil için ucuz değil. Kale civarında güzel bir kaçak çayı 250 kuruşa, yarım ekmek döneri 1.5 tl'ye alabildiğinizi düşünürseniz mekanın pahalılığını canlandırabilirsiniz.

Dekorasyonu gayet modern tasarnalmış olan Cafe'nin benim üzerimde huzur bırakan bir etkisi var. Cam ve alüminyum iki yarım duvarın, fıstık yeşili, bordo ve turuncu renklerle tamamlanması ve ışıklandırma sisteminin de bunda etkisi büyük. Koltuk-sehpa, masa-sandalye ve masa-koltuk şeklinde oturma düzeni ile de her türden omurgaya hitap eden anatomik bir oturma seçkisine de sahip cafemiz.



Cafenin en belirgin özelliği ise çalışanlarının Kürt ya da Arap olmamaları. Nepal, Etiyopya ve Hindistan'dan gelen güleryüzlü gençlerin işlettiği cafede iletişim dili de haliyle İngilizce. Erbil'de hizmet sektöründe çalışan çok fazla yabancı var. Çalışma vizesi almanın kolaylığı ve ülkelerinin ağır ekonomik sorunları, ülkelerine gönderebilecekleri birkaç yüz dolar için bu gençleri yurtlarından uzakta çalışmaya yönlendiriyor. Özellikle hizmet sektöründe çalışan yabancıların çok olmasının bir sebebi de yerel halkın çalışma konusunda isteksizliği diyebilirim. özellikle kadınlar iş hayatının dışında olduğu için, zengin kürtler temizlik, çocuk bakıcılığı gibi bayan gerektiren iş gücü için Etiyopya'lı genç kızları çalıştırıyorlar. Erbil'de istihdan üzerine bir yazı yazdığımda daha geniş olarak açıklayacağım bu detayı şimdilik geçiyorum.
..
Bir sigara içip yazmaya devam edeceğim. Evet, Costa Rica Cafe'deyim ve burada sigara içmek yasak..
..
Erbil'de kapalı ve açık ortamlarda sigara içmek genelde serbest olduğu halde Cafe Costa Rica'da sigara içmenin yasak olması da mekanı ayıran bir detay.

Cafe'de bulunan iki dev ekranda sürekli cnn international açık. Başka müzik de yok kanal da. zaten kimsenin tv izlediğini de görmedim şimdiye kadar aslına bakarsanız.


Costa Rica Cafe uzun süre, en azından alternatifleri açılıncaya dek, geleceğim bir yer olacak gibi duruyor..

Fiyat için 3 yıldız verdiğim mekana, tadları için 4 yıldız, mekan tasarımı için ise 5yıldız veriyorum..


Müzük



Herhalde hayatımdaki en önemli uğraş müzik(şşhh matematik duymasın!)...
İlerde bir gün birşeyler yapıyor olacağıma eminim müzikle ilgili ama herşey zamanını beklermiş ya ben de köşemdeyim, zamanımı bekliyorum.Aman ha sahnelerde boy göstereceğim zamanı beklediğim anlaşılmasın:P
Sadece doğru zamanımı bekliyorum.İleride daha aktif ilgileneceğime hiç şüphem yok müzikle ama şu an o motivasyonda değilim. Eskiden ilgilenirdim ama şimdilerde sadece dinliyorum. Yoksa hiç bir zaman ertelemiş değilim müzik ile ilgili heyecanlarımı.

Müzik dinlemeye dair ilgim herhangi bir çocuktan farksızdı aslına bakarsanız,her çocuk müzük sever değil mi?Ama belki herhangi bir çocuktan farklı olarak annemin hep (hemen her zaman) anlattığı hikayeyi yaşayarak büyüdüm.
"Televizyonun karşısında put kesilmiş çalan şarkıyı dinlerdi,çıtı bile çıkmadan.Şarkı bittikten sonrada evin içinde şarkıyı söylerdi.Hiç anlayamazdık bir kere dinleyip nasıl hafızaya alıyor bu kız diye?"
Artık ne kadar seviyormuşsam dinlemeyi...



Ha bu hikayeden sakın her şarkının türkünün sözünü bir kerede ezberlediğim anlaşılmasın. Sadece dağarcığım çok geniştir. İlk kıtadan sonrası nanay bende...
Hala türkülerde herkes bana güvenip başlayayım mı der bende başla dedikten sonra türkü 2. kıtasında son bulur:)
Çok gereksiz şarkıları da maalesef bir kere dinlemeye göreyim, kesin nakaratını saçmasapan yerlerde mırıldanırken yanımdakilerin şaşkınlıkla karışık donuk bakışları ile karşılaşıyorum!

Müzik hayatımın hep her yerindeydi...
Derken bana müzisyen bir sevgili verdi bu hayat,sanıyorum bu sevgim içime sığamamış.Ya da müziği hayatımın her yerine sokunca sadece müzikle ilgilenenlerle ilgilenmiş bulunmuşum.Size bir sır eski manitam da güzel bağlama çalardı,şşşhh kimseler duymasın!!

İlk maaşımla kendime bir müzik arşivi yapmaya söz verdiğimi hatırlıyorum.O zamandan beri itina ile küçük sermayeye,kasetçilere para kazandırmaya çalışıyorum.Kalan tek kasetçi karanfildeki "Gizem Müzik".Bende daimi müsterileriyim.Ben girdiğimde hiç sesleri çıkmaz,yeni çıkanlara bir bakarım ya da rafları karıştırırım. Hiç sormazlar ne arıyorsunuz diye,alıştılar bana senelerdir:)
p.s. Dost,D&R gibi müzik marketlerden hoşlanmıyorum+alışveriş yapmıyorum.

Arşiv çalışmalarım hızla devam ediyor hala...

İnsanlara özlemlerimi,hayatımın önemli dönemlerini hep o dönemlere yüklediğim müziklerle hatırlıyorum.Bilmem garip mi ama bazı dönemleri hatırlarken o dönemde hayatımdaki ezgi geliyor aklıma.
Misal üniversite hayatımı düşününce aklıma Ankara'nın zamanının en ünlü mekanlarından Fikrim Bar geliyor. Orası ve orada dinlediğim muhteşem türküler, burnumun dibinde bana türkü söyleyen,derin adamlar,kadınlar...



p.s. Fikrim'den eser kalmadı artık SSK(bkz.Fikrim Bar,SSK İşhanı) dan ayrılalı yıllar oldu ama taşındığı yerden de ayrıldı şimdi,sanıyorum borçları yüzünden kapatılmış.Uzundur kapalıydı.Şimdi sakarya dışında bir yerde meşrutiyete çıkan bir sokakta(bkz. hatay sok.) yeni mekanlarını bugün açtılar.
Biz de burada daha mafyasız,temiz,müzisyenine emeğinin karşılığını veren,sosyalist geçinip daha emek kavramını hayatına sokamamış kafaların olmadığı bir Fikrim dileyerek,yeni mekanlarına hayır dileyelim ya'rabdan...

Hatırladığım en güzel konser sanıyorum 2005'te Fikrim'deki Cengiz Özkan konseriydi...
Bitlis yarışma ekibinde oynuyordum.Çalışmadan çıkmış kan-ter içinde eşofmanlarımla kendimi SSK' ya atmıştım,eşofmanın SSK'da çok faydalı bir şey olduğunu o zaman öğrenmiştim.Hiç sarkanınız olmuyor,erkek meemelesi gördüğünüzden olsa gerek,ooooh bir güzel çıkıyordum ki katları neden bu kadar zaman üstüm başım düzgün gitmeye gayret etmişim demekten alamamıştım kendimi.Zaten ondan sonra üniversite 3-4. sınıflar süklüm püklüm geçti...

Bize yanlışlıkla olsa gerek Cengiz babanın tam önündeki masa düşmüştü.O kadar etkilenmiştim ki O'nu o kadar yakından hissettiğimden kelli sanırım.
Çok derin güzel söyler kendisi.Hele ki serde gençlik aşk ateşiyle beraber varsa.

Çokta pahalıydı giriş ha,o detayı atladım sanmayın,zamanının parasıyla ki yıl 2005,yer sittiripohtan fikrim ama giriş 1O Milyor!

Neysem Fikrim'in yeri ayrıdır,bana sevdiceğimi kattığı için de.O yüzden pek laf edemem hala gidelim dediklerinde ayda yılda bir,ulen çakallar ben de olmasam kessin batmıştız ha!

Konsere dönelim konsere biz en iyisi tekrardan;
En önden bağlamasının akustik sesini dinliyordum zaten,sesinin de en çıplak halini.En ön masaya ses sitemi kar etmez malum,kolonlardan uzaksın o da malumunuz...
Ellaam adamı gözyaşlarıyla dinlediğimi hatırlıyorum.Hele ki hiç ama hiç unutamadığım bir "aşk bağrımda yar'açtı" söyleyişi vardı ki artık kalkmak istedim kalkamadım masadan, kafamı önüme eğip deriiiin bir iç çekip "Allahım!" dediğimi bir hayat daha verseler hatırlarım herhalde.Ne konserdi,peeh!Hiç içmemiştim hatırlıyorum. 1 bira da beleşti verdim birine gitti o kederle!
Niye mi içmedim?Bir de içseydim oy oy oy...

En kötü konseri hatırlamıyorum be bulutum!En güzelini hatırlayınca aklıma kötüsü gelsin istemedin herhal..

Hatırlar mıydınız?;

"Sadece Sizin Anlattıklarınıza İnandım..."