Monday, 14 February 2011
Bûseha-ye Beyhude (Useless Kisses)
Sunday, 13 February 2011
Asadur Amca'yla bir pazar günü
Topik:

"Yine mi güzeliz yine mi çiçek
Anuşabur:
Sunday, 6 February 2011
bir woody allen kahramanı, louis levy.

filmde birkaç monolog vardır. televizyondan konuşur louis levy. vermek istediği mesajı hayali bir profesör ile vermek ancak woody allen'ın tarzı olacak kadar ironidir.
şöyle der sanki üstad;
"ulen iyi izleyin hınzırlar! ciddi birşey söylüyorum. ben dersem sallamazsınız ama size aşmış bir yahudi profesör yarattım bari onu dinleyin. bundan gayrı birşey değildir hayat"
ve louis levy konuşur;
---spoiler---
"..ilk israillilerin inançlarının temelinde onlara değer veren bir tanrı vardı. onlara değer veriyordu ama aynı zamanda onların da ahlaklı olmalarını istiyordu. paradoks burada başlıyor. tanrının bizden ilk beklentisi nedir? tanrı, ibrahim'den bricik oğlunu kendisi için kurban etmesini istedi. başka bir deyişle, binlerce yıllık çabaya rağmen hala tam anlamıyla sevecen bir tanrı imajı oluşturmayı başaramadık. bu bizim kapasitemizi aşıyor."
filmin ilerleyen kesiminde;
"Şunu hiç unutmamalıyız: Daha doğar doğmaz,bizi hayatta kalmaya ikna edecek çok büyük bir sevgiye ihtiyaç duyarız. O sevgiyi bir kez elde ettik mi,bize daima eşlik eder. Ama evren soğuk bir yerdir. Onu duygularımızla dolduran bizleriz. Yine de bazı şartlar altında, artık buna değmeyeceği hissine de kapılabiliriz."
ve sonunda;
"hepimiz, hayatımız boyunca bazı seçimler yapmak durumunda kalırız. ahlaki seçimler. bazıları sıradan, bazılarıyla hayati seçimler. ama her halükarda bizi biz yapan seçimler. ne de olsa son tahlilde, her insan yaptığı seçimlerin bir toplamıdır. olaylar hiç ummadığımız bir biçimde, hatta adaletsizce gelişebilir. öyle ki; varoluşun tasarımında insanoğlunun mutluluğunun hiç hesaba katılmamış olduğunu bile düşünebilirsiniz. çünkü sadece biz, sahip olduğumuz sevme kapasitesiyle bu kayıtsız dünyaya anlam kazandırabiliriz. ancak pek çok insan, mutluluğun peşinde inatla koşmaya devam ediyor. ve bazen ona ulaşıyor da. basit şeyler sayesinde; tıpkı aile gibi, iş gibi, ya da gelecek nesillerin daha anlayışlı olma umudu gibi."
---çok ciddi spoiler başlıyor---
filminde kendi yarattığı hümanist, entellektüel, yaşlı profesörü intihar ettirerek ve intihar ediş şekliyle de dalga geçerek kendiyle de kafa bulmayı becerir woody allen. film ise bambaşka hayatları anlatır. araya sıkıştırılmış çerez gibidir louis levy.
---spoilerlar bitti---
herkesin kendinden birşeyler bulabilir woody allen filmlerinde. new york aşığı, hınzır, huysuz, caz sever, her filminde yahudilikten bir şekilde bahsemeyi beceren woody allen'a çok geç kalmamak lazımdır..
Saturday, 5 February 2011
Gönül hizmeti biraz da budur be...
Friday, 4 February 2011
Erbil-2
Bölgeye bakış
Erbil’i anlamak için sanırım önce Kuzey Irak’ı anlamak lazım. 1990’ların başında görece bağımsızlığını ilan etmiş olan Kürt bölgesi, aslında 1970’te Molla Mustafa Barzani ile Saddam arasında yapılan özerklik anlaşması ile Erbil’de bulunan bir yerel parlemento ile özerkliğini kazanmıştır. 1980-1988 arasında devam eden İran-Irak savaşı öncesinde Saddam’ın Kürt Bakanları parlementodan atması ile tırmanan gerilim sonrası Kürtlerin savaşta taraf olması Irak merkezi yönetimi ile aralarını açar. 1991 yılında yaşanan Kürt intifadasına kadar olan süreye kadar da Saddam ile savaşarak yaşamaya çalışan Kürtler, Halepçe katliamı gibi yüzyılın büyük dramlarından birini yaşamışlardır. Halepçe, Irak’ın kuzey güney koridorunda önemli bir geçiş noktasıdır. Halepçe’nin düşmesi Saddam’ın kuzeydeki orduları ile bağlantısını koparmıştır. Bu sebepten dolayı Saddam, İran ile beraber Halepçe’yi ele geçirmiş olan KYB’ye (Kürdistan Yurtseverler Birliği) bağlı birliklere Halepçe’den çıkmamaları halinde kimyasal bomba kullanacağını söyleyerek tehdit etmiş ve birliklerin Halepçe’den çıkmamaları sebebiyle kimyasal silah kullanmıştır.
Yakın geçmişte büyük bedeller ödemiş olan Kürtler şimdilerde elde ettikleri özgürlüklerine sıkı sıkı sarılmaktalar. Dünyanın en kaliteli petrol rezervlerine sahip oldukları halde, elektrik ve su sıkıntısı çeken, kanalizasyonların açıkta aktığı şehirlerinin altyapılarını yeniliyor ve göğe yükselen binalar dikiyorlar.
Kürt bölgesi ırkların ve dinlerin iç içe yaşadığı bir coğrafya. Saddam’ın zulmünden kaçan azınlıklar, Keldaniler, Asuriler ve Türkmenler için de sığınak olmuş aslında Kürt coğrafyası. Türkiye, Suriye ve İran ile sınırı bulunan ve Bağdat yakınlarına kadar uzanan bölge son yıllarda yakaladığı istikrar ve ülke petrolünden aldığı pay ile hızla büyümekte. Irak’ta yaşanan bombalı saldırıların yaşanmadığı, KRG (Kurdistan Regional Government) özerkliğinde yönetilen coğrafya, Irak’ın diğer bölgeleri ile kıyaslanmayacak kadar da güvenli bir bölge. Asayiş adlı silahlı örgütün sıkı denetimleri sayesinde Irak’ın diğer kentlerde yaşanan bombalı saldırılara rastlanmıyor Kürt şehirlerinde.
Gece bile sarı tonları hissediliyor bu eski coğrafyanın. Tozdan perdenin gizlemeye çalıştığı kötü zaman hatıralarını unutmaya çalışan genç bir yaşlı gibi Erbil. Gençliği, dinamik büyümesinden. Yaşlılığı, ise insanların anlattıkları hikayelerdeki acıdan ve gözlerden belli yaşanmışlığın verdiği yorgunluktan. Mevsimin sonbahar olduğunu, yaprakların dökülmesi gerektiğini unutmuştu sanki doğa ve yaz akşamlarından kalma bir gece önümüzde uzanıyordu.
Bölge tam bir diller karmaşası. Türkiye ve bölgenin Türkiye sınırındaki bölgelerde konuşulan Kürtçeye “Badini” diyorlar. Dil kuzey güney ekseninde değişikliğe uğruyor denilebilir. Erbil, Süleymaniye ve Kerkük’te konuşulan “Sorani” ve daha güneyde, Halepçe’nin de aşağılarında konuşulan dil ise “Hawrami” olarak adlandırılıyor. İran-Irak sınırında yaşayan Gor’ların ise Türkiye’de konuşulan Zazaca’ya çok yakın bir dil olduğunu, kaynağımın söylentiler olduğunu söyleyerek belirtebilirim. Gramer yapıları aynı olan bu diller, komşu oldukları dillerden etkilenerek farklılıklara uğramışlar. Belirli bir süre beraber yaşayınca herhangi bir dile hakim olan biri diğer dilleri rahatlıkla anlayabiliyor.
25 yaşın üstündekiler Arapçayı çok iyi biliyorlar, İngilizce ise lise seviyesinde eğitim almış hemen herkesin konuşabildiği bir dil. Bunun yanında yörede yaşayan Türkmen’in konuştuğu Türkçeyi de ekleyebiliriz. Türkçe bilmek, Türk şirketlerinde çalışmak için avantaj olduğu için öğrenmeye çalışıyorlar. Bu kadar çok dilin konuşulduğu bir bölgede yaşamak keyifli oluyor.
Wednesday, 2 February 2011
Kar ve Çay Üstünden Ev Hayatı...

Çay sevmeyen var mıdır ki?
Yalan olmasın üniversitenin 1. sınıfına kadar herhalde, ağzıma çay sürdüğümü bilmem. Bisküvi batırılıp içilen çaydan dahi denemişliğim yoktu.Neden bilmem..
Çayın herhangi bir çekiciliği olmadı benim için!
Taa ki ODTÜ'nün soğuğunun dermanının çay olduğunu anlayana kadar...
Hele de kar yağmışsa,memleketime.Memleketim dediysem ankara değil ha,ODTÜ'dür bahsettiğim. Sanki Ankara sınırlarında olan kısmı sadece projeksiyonu gibi,kalanı buraya ait değil ODTÜ'mün...
Kar,çay ve ODTÜ muhteşem üçlüsü.
Çay mevzusuna nereden mi geldim?

Kar yerden kalkmıyor bir süredir burada. Karın geleceğini belli ettiği gün hayatımda nadir hissettiğim ayazlardan birini yedim sanıyorum ki,tam karın yağdığı gece göğüs ağrımla başlayan bir hastalık haftasına girdim...
Bütün bir hafta ODTÜ'yü düşledim. Orada olmayı,çay içmeyi,çayla ısınmayı.Üşümeyi ve sonrasında ısınmayı...
ODTÜ uzak değil elbet ama halihazırda odanın kapısının bana olan uzaklığının varolan matematik bilgimi zorladığını düşünürsek, sanıyorum ODTÜ'nün yakınlığı-uzaklığı meselesi açıklığa kavuşacaktır.
Çayımı evde içtim elbet ama ODTÜ'nün o muhteşem havası ve manzarası yerine,odamdan kömür dolu şehri izledim.E tabii bir yere kadar.Bu da can!
Bende kendimi kitap okumaya verdim. O da bir yere kadar, gün 24 saat ki zaten bu hastalıkla sadece 4-5 saatinde uyuyabiliyorum,uyu,uyan,terle,öksür rahatsızlığıyla.
Kalan 20 saatin en az 10u elimde kalıyor(Hesaba geel!)
Derken hayatımda bir ilk yapıp zaping canavarı oldum...
Yüreğimin kesinlikle kaldıramayacağı saat 10-18 arasını keşfettim.Zira katiller,birbirinin malına göz dikmiş müstakbel gelin&damatlar ve kavgalar ile dolu dolu kapanmış durumda. Biraz izleyeyim diye açtın mı ya suratındaki kırışıklık eğilimini arttırıyorsun ya da küfür dağarcığını geliştirip zaplıyorsun.Sanırım şu an müthiş bir hızda zap yapabiliyorum kanallar arasında. Bir kanalın ne mal olduğunu anlamam milisaniye sürüyor diyebilirim...
Peki o saatleri denetlemeyen RTÜK ne yapıyor? Dikmiş gözünü dizilere(Dizi de izlediğimden değil ha!)...
Diziler şunu yayınlamalı bunu yayınlamamalı nutukları atıyor. "Fatmagül'ün suçu ne?" dizisi ile ilgili AKP'li bir vekilin konuşmasına denk geldim geçenlerde. Zat bu tarz dizilerin tecavüze özendirdiğini belirtiyor. Karşılık olarak ise senarist Barış Pirhasan amaçlarının tecavüze özendirmek değil, aksine bu ülkede bunların olmasını,bu yaşananların görmezden gelinmesini engellemek diye açıklıyor.
Fikir-zikir mevzusundan başkası değil bizim sıkıntımız bu memlekette anam.
Yasakla kardeşim bu memlekette herşeyi.
Eğer içki firması sponsorluğu varsa bir etkinliğin, 24 yaştan küçüğe alkol yok bu memlekette.Ama 18'den sonra bir insana herşeyi yapmaya yetkisi veriyorsunuz.Aile kurma, çocuk yapma(en az üç!),silah alma,adam öldürüp çocuk mahkemesinde yargılatarak daha az suç aldırma gibi bir sürü büyük şey yapabiliyor bir genç 18'inden sonra ama 24ü'nden önce yeterince büyümüş olmadığı için içki tüketemiyor.
Yasaklayın kardeşim yasaklayın ki bu ülkede yasakladıklarınız daha çok arzulansın,gerçekleşsin...
Sıkmayın canınızı siz. Hadi çayımızı içelim biz gene...
Güzel çayın nasıl demleneceğini anlatarak bitireyim yazımı. Sanmayın ki çaya geç başladım diye,kötü çay içiyorum. Şekersiz içip, daha güzel tadı yakalamayı karadenizli uşaklardan öğrendik eccük;
Demliğe toz çayı ekleyin.Ve bir miktar(dibini kapatacak kadar) soğuk su tutun üstüne.Ardından hemen süzün.Bu işlem çayın içindeki tozu süzecektir.Bunu bir kere daha yapın. Altta çay kaynarken temiz çay taneleri tozundan arınmış yapraklarını salacaktır(Türkiye'de berbat bir çay içtiğimizden yaprak göremememekteyiz çoğunlukla). Sonra demleyin çayınızı.Eğer çayınızın çabucacık demlenmesini istiyorsanız, demliği soğuk suya tutun ve tuttuktan sonra kapağını açıp kapatın.Bir daha aynı işlem ve çayınız hazır...
Bir güzel yudumlayıp karın keyfini çıkarın,evinizden çıkmadan,televizyon izlemeden tabii...

