Thursday, 24 March 2011

Eyyvah Eyvah II


Geçenlerde bi arkadaşım Facebook'a bu fotoğrafı "naabıyın?" altyazısı ile koyunca Türkiye'de olamadığıma bir kere daha üzüldüm. Zira bu "Eyyvah Eyvah" filminin ilkini çok sevmiştim, ama bir arkadaşın tavsiyesiyle youtube'da izleyince öğrendim ki meğer fil vizyona gireli bir sene olmuş o zaman. Son trend, insanların internete düşer diye filme gitmeyip beklemesini engellemek için DVDsini en az bir sene sonra piyasaya çıkarmak. "Eyyvah Eyvah 2" de büyük ihtimalle bu akıbetle önce sinemaya sonra piyasaya sürülecek diye beklediğim için bunu da kaçırdığıma üzülmüştüm. Sonra baktım internette çok kaliteli bir kopyası mevcut. Nedenini, sözlüğü filme ilgili bir şeyler karıştırırken buldum: http://www.ntvmsnbc.com/id/25184193/

Meğersem sinemalarda vizyona girmeden denetim için bakanlığa gönderilen filmi bi çakal kopyalamış birilerine vermiş. O da exponansiyel olarak internette yayılmış. Fakat film çok tatlı bişey olduğu için sonuçta bir mali fiyasko bekelenebilecek yani daha başlamadan zarar edebilecekken, film ilk satışını katlamış ve 4 milyona yakın seyirciyle Türkiye'de tüm zamanların en çok izlenen 5. filmi olmuş. Tabi ki listenin tümüne bakıldığında bu bir ölçü değil çünkü Recep İvedik, Kurtlar Vadisi, Arog-Gora, Issız Adam falan dolu.

İlk filmin en güzel sahneleri Bozcaada'ya en yazkın Çanakkale beldesi Geyikli'de geçiyordu, geri kalan büyük bir kısmı da İstanbul'da. Bu sefer tüm film o güzelim yerde geçiyor. İnsanın içini açıyor.

Dün trenle Lancaster'dan Edinburgh'a dönerken izliyordum. Ara ara komik sahnelerin dışında ikinci filmin akışı ile aynı, klasik Holywood stili, tansiyonun yükseldiği bir kurtarma sahnesi ile bitecek diye bekliyordum. Lakin, zalım baba yüzünden sevenler ayrılacakken sürpriz bir kavuşma sahnesi oldu. Ben de afedersiniz hüngürü koyuvermişim o ara. Derken, şansımı sigiyim, bilet kontrolü başladı. Amcann yüzüne bakmadan fırk fırk ederekten biletlerimi göstermişim :) Güzel film özetle.


not: filmde en az 10 tane de çalmalı-söylemeli deniz kenarında rakı sofrası var. çok pis canım çekti.

Sunday, 20 March 2011

Rüya (2)

Ece rüyası çok tuttu, başka bi rüyadan bahsedecem şimdi.

Artık stresini yaşamaktan gına geldiği yıllardır gördüğüm bir rüya var: Ortaokulda bi senenin son tarih sınavını kaçırmışım, öncekilere de girmemişim. Geçmek için buna girmem şart, ama sınav da hemen yarınmış. Yüzlerce sayfa da ezberlenecek şey var. Gözünü yidiğimin tarih dersi anlaşımız malum. Her uyandığımda stresini geçirmek için mantığımı kullanıp, "olm sen doktora yapmıyon mu heaaa demek ki ortaokul çok geride kalmış" diye kendimi sankinleştirmeye çalışıyom.

Hayırlara vesile işşalla.


Saturday, 19 March 2011

Ruz-o-şeb beşmârem, tâ biyayed (Gece ve gündüz seni beklerim, sen dönene kadar)

Umduğumdan çok daha iyi ve eğlenceli bir Nevruz öncesi Nevruz kutlaması geçirdim. Facebook'ta bahsetmiştim, efsane Sarı Gelin parçasını bi topluluk önünde Farsça söylemek de nasib oldu. Ama ne topluluk!


İngilizlerin sürekli "Türkiye'ye gittim, çok misafirperver insanlar. Şöyle iyiler, böyle nazikler..." genellemelerine türlü sebepten oldum olası gıcık olurdum. Burada da duymaktan gına geldi artık. Fakat, ben de kendimi tutamayıp bunu İranlılar için kendi içimde tekrarlar oldum. Çok datlı insanlar ya! :) Sürekli bi muhabbet etme çabası, iltifatlar, getirdikleri yemeği sunmada ısrarlar...

Bahsettiğim topluluğun enteresan bi yaş dağılımı vardı. Yapım ve katılım aynı topluluktan oluştuğu için seyircilerimizin yarısı 10 yaş altı, diğer yarısı 40 yaş üstüydü. Katıldığım Farsça kursunda aslında Edinburgh'daki İranlı aileler ve çocukları da bir araya geliyorlar. Çocuklarına Farsça öğretiyorlar veya haftada bir beraber oynamalarını sağlıyorlar.

Tabi bugünü beraber düzenlediğimizden, diğer çocuklar da birbirinden tatlı şeyler hazırlamışlar. Şiir okuyanlar vardı, şarkı söyleyenler vardı, tiyatro oynamaya çalışanlar vardı. Bi yandan utanıyolar, bi yandan içinden mıy mıy söylüyorlar söyleyeceklerini; acayip tatlılardı. Yüzüm sürekli gülerek izledim.

Bizim kısım aslında üç parçadan menkuldu: Sarı Gelin, ufak bi diyalog ve son olarak atasözlerini okuduk. Parçayı da güzel bi şekilde söylemeyeydik katıldığıma pişman olurdum ha, resmen ilkokul piyesi gibiydi. Bunu yeni öğrendikleri bir dilde söylemeye çalışan eşşek kadar adamların kadınların yaptığını düşünün, rezalet! Hadi çocuklar tatlılıklarından yırtıyorlar, biz ne bok yemeye aynısını yapıyoz değil mi :)

Ama o kadar fena değildi. Şarkımızla insanları hüzünlendirdik, teatral sıçışımızı serglediğimiz diyalogla güldürdük, son atasözleri bahsiyle de bi bok hissettirmedik sanırım.

Bahar ve Rıfat'a demiştim inşallah kamera falan getiren olmaz diye. Benimki de laf mı şimdi yani, ortadoğulunun olduğu yerde... Bi tane kamerayla çekim yapmayanı görmedim, olmayan da telefonuyla kaydediyodu anasını satayim. Umarım anlattığım burdaki mutlu tabloyla kalır, videoları nete falan düşmez :)

Madem anlattık diyalogu da deyim bahsi kapatayım. Doktor ve hastanın diyalogu şöyle:

Hasta (bu ben oluyorum): Doktor Bey, karnım çok ağrıyor. Derdime bir çare.
Doktor: Söyle bakalım, bugün öğlen ne yedin?
Hasta: Bugün öğlen yemeğinde yanmış ekmek yedim...
Doktor: Yaklaş bakalım, gözlerini bir muayene edeyim.
Hasta: Doktor Bey, benim gözümde bir şey yok, midem ağrıyor diyorum.
Doktor: Doğrudur. Ama eğer gözün sağlam olsaydı, yediğinin yanmış ekmek olduğunu görürdün ve hala karnım ağrıyor demezdin. Gel bakalım, önce gözlerini muayene edeceğim.

Heh höh hoh hoh. Aceyip komik bişe...

Bi de şovumuz bitince diğer çocuklardan bizi ayırmadılar sağolsunlar. Bayramlık (عیدی - eidî) 5er pound aldık :)

Thursday, 3 March 2011

Alogum Bloguma Cloguma: Hepiniz O.Ç.sunuz

Elhamdülillah Blogspot da kapatıldı. Sözlükte rastladığım şu TC internet tarihçesinin hemen altındaki Şekil 1-a ile birbirine çok yakışacağını düşünüyorum:

4 mayıs 2007 – internet ortamında yapılan yayınların düzenlenmesi ve bu yayınlar yoluyla işlenen suçlarla mücadele edilmesi hakkında kanun TBMM'de kabul edildi.

18 ağustos 2007 – wordpress kapatıldı.

17 ocak 2008 – ankara 12. sulh ceza mahkemesinin kararı gereği youtube kapatıldı.

29 temmuz 2008 – dailymotion kapatıldı.

29 eylül 2008 – ekşi sözlük kapatıldı.

24 ekim 2008 – blogspot kapatıldı.

21 kasım 2008 – başbakan recep tayyip erdoğan “youtube’a ben giriyorum siz de girin” dedi.

25 eylül 2009 – türkiye’de erişime engelli site sayısının 6000’i geçtiği açıklandı.

30 haziran 2009 – googlesites kapatıldı.

24 ekim 2009 – fıratnews.com kapatıldı.

17 nisan 2010 – recep tayyip erdoğan “türkiye'de ifade özgürlüğü ne kadar daraltıldıysa, kronik meseleler o kadar ağırlaşmış, çözüm iradesi o kadar zayıflatılmıştır. düşünce ne kadar tehlikeli görüldüyse, düşünürler ne kadar baskı altına alındıysa, türkiye o kadar geri gitmiş, demokrasi ve milli egemenlik o kadar sıkıntı yaşamıştır” dedi.

11 mayıs 2010 – metacafe kapatıldı.

6 haziran 2010 – bakan binali yıldırım “google’ı arıyoruz, telefona bile çıkmıyorlar. siz google’dan zengin misiniz, o da vergi versin” diyerek yasağı savundu.

4 kasım 2010 – youtube kapatıldı.

4 kasım 2010 – BM tarafından hazırlanan insani gelişmişlik indeksinde türkiye 169 ülke arasından 83. sıraya yerleşti.

5 kasım 2010 – UNDP tarafından açıklanan gelir adaletsizliği indeksinde türkiye 139 ülke arasında 64. oldu.

26 kasım 2010 – başbakan recep tayyip erdoğan “twitter mwitter ile olmaz gidin tezek kokusunu duyun” dedi.

14 aralık 2010 – Economist dergisi tarafından yapılan demokrasi sıralamasında türkiye 167 ülke arasında 89. oldu.

29 aralık 2010 – fizy kapatıldı.

22 şubat 2011 – vimeo ve youtube kapatıldı.

28 şubat 2011 – başbakan recep tayyip erdoğan “özgürlüklerle, demokratik standartlarımızla türkiye artık farklı bir ülke” dedi.

2 mart 2011 – blogspot kapatıldı.


Son vaka ile ilgili insanlar Dijitürk'ü suçluyor, Dijitürk Gugılı suçluyor, Gugıl kimseyi suçlamıyor. Mahkeme Gugılın bitakım aypilerini yasaklıyor. Binali arıyor arıyor Gugıl telefona da çıkmıyor. Başına bişey mi geldi diye endişelendiriyor.

Ama kafa karışmasına gerek yok. Ben olayın içinden stadlarlarımızın yıllara meydan okuyan tezahuratı sayesinde çıkıyorum: Hepiniz orrrospu çocuğusunuz.

Tuesday, 1 March 2011

Mamak Cezaevi - Sen ağlama

Sırrı abimizin sesini ve parçayı aynı anda ve ardarda sık sık dinlerim. Ama bunu bi yere sabitlemezsem rahat edemiycem :)

Aynı anda başlatın derim. Hikaye aksın, müzik aksın. Elimden gelse Selo'nun araya girişlerini mute'liycem anasını satim. Ama Sırrı Abi'nin cevap verişlerindeki tonda ona da cevap var...

http://www.facebook.com/video/video.php?v=1290348019244