Wednesday, 2 February 2011

Kar ve Çay Üstünden Ev Hayatı...



Çay sevmeyen var mıdır ki?

Yalan olmasın üniversitenin 1. sınıfına kadar herhalde, ağzıma çay sürdüğümü bilmem. Bisküvi batırılıp içilen çaydan dahi denemişliğim yoktu.Neden bilmem..
Çayın herhangi bir çekiciliği olmadı benim için!
Taa ki ODTÜ'nün soğuğunun dermanının çay olduğunu anlayana kadar...
Hele de kar yağmışsa,memleketime.Memleketim dediysem ankara değil ha,ODTÜ'dür bahsettiğim. Sanki Ankara sınırlarında olan kısmı sadece projeksiyonu gibi,kalanı buraya ait değil ODTÜ'mün...

Kar,çay ve ODTÜ muhteşem üçlüsü.
Çay mevzusuna nereden mi geldim?





Kar yerden kalkmıyor bir süredir burada. Karın geleceğini belli ettiği gün hayatımda nadir hissettiğim ayazlardan birini yedim sanıyorum ki,tam karın yağdığı gece göğüs ağrımla başlayan bir hastalık haftasına girdim...
Bütün bir hafta ODTÜ'yü düşledim. Orada olmayı,çay içmeyi,çayla ısınmayı.Üşümeyi ve sonrasında ısınmayı...
ODTÜ uzak değil elbet ama halihazırda odanın kapısının bana olan uzaklığının varolan matematik bilgimi zorladığını düşünürsek, sanıyorum ODTÜ'nün yakınlığı-uzaklığı meselesi açıklığa kavuşacaktır.

Çayımı evde içtim elbet ama ODTÜ'nün o muhteşem havası ve manzarası yerine,odamdan kömür dolu şehri izledim.E tabii bir yere kadar.Bu da can!
Bende kendimi kitap okumaya verdim. O da bir yere kadar, gün 24 saat ki zaten bu hastalıkla sadece 4-5 saatinde uyuyabiliyorum,uyu,uyan,terle,öksür rahatsızlığıyla.
Kalan 20 saatin en az 10u elimde kalıyor(Hesaba geel!)

Derken hayatımda bir ilk yapıp zaping canavarı oldum...
Yüreğimin kesinlikle kaldıramayacağı saat 10-18 arasını keşfettim.Zira katiller,birbirinin malına göz dikmiş müstakbel gelin&damatlar ve kavgalar ile dolu dolu kapanmış durumda. Biraz izleyeyim diye açtın mı ya suratındaki kırışıklık eğilimini arttırıyorsun ya da küfür dağarcığını geliştirip zaplıyorsun.Sanırım şu an müthiş bir hızda zap yapabiliyorum kanallar arasında. Bir kanalın ne mal olduğunu anlamam milisaniye sürüyor diyebilirim...

Peki o saatleri denetlemeyen RTÜK ne yapıyor? Dikmiş gözünü dizilere(Dizi de izlediğimden değil ha!)...
Diziler şunu yayınlamalı bunu yayınlamamalı nutukları atıyor. "Fatmagül'ün suçu ne?" dizisi ile ilgili AKP'li bir vekilin konuşmasına denk geldim geçenlerde. Zat bu tarz dizilerin tecavüze özendirdiğini belirtiyor. Karşılık olarak ise senarist Barış Pirhasan amaçlarının tecavüze özendirmek değil, aksine bu ülkede bunların olmasını,bu yaşananların görmezden gelinmesini engellemek diye açıklıyor.
Fikir-zikir mevzusundan başkası değil bizim sıkıntımız bu memlekette anam.
Yasakla kardeşim bu memlekette herşeyi.
Eğer içki firması sponsorluğu varsa bir etkinliğin, 24 yaştan küçüğe alkol yok bu memlekette.Ama 18'den sonra bir insana herşeyi yapmaya yetkisi veriyorsunuz.Aile kurma, çocuk yapma(en az üç!),silah alma,adam öldürüp çocuk mahkemesinde yargılatarak daha az suç aldırma gibi bir sürü büyük şey yapabiliyor bir genç 18'inden sonra ama 24ü'nden önce yeterince büyümüş olmadığı için içki tüketemiyor.

Yasaklayın kardeşim yasaklayın ki bu ülkede yasakladıklarınız daha çok arzulansın,gerçekleşsin...

Sıkmayın canınızı siz. Hadi çayımızı içelim biz gene...

Güzel çayın nasıl demleneceğini anlatarak bitireyim yazımı. Sanmayın ki çaya geç başladım diye,kötü çay içiyorum. Şekersiz içip, daha güzel tadı yakalamayı karadenizli uşaklardan öğrendik eccük;

Demliğe toz çayı ekleyin.Ve bir miktar(dibini kapatacak kadar) soğuk su tutun üstüne.Ardından hemen süzün.Bu işlem çayın içindeki tozu süzecektir.Bunu bir kere daha yapın. Altta çay kaynarken temiz çay taneleri tozundan arınmış yapraklarını salacaktır(Türkiye'de berbat bir çay içtiğimizden yaprak göremememekteyiz çoğunlukla). Sonra demleyin çayınızı.Eğer çayınızın çabucacık demlenmesini istiyorsanız, demliği soğuk suya tutun ve tuttuktan sonra kapağını açıp kapatın.Bir daha aynı işlem ve çayınız hazır...

Bir güzel yudumlayıp karın keyfini çıkarın,evinizden çıkmadan,televizyon izlemeden tabii...

3 comments:

  1. ödtü'ye kar gerçekten çok yakışıyor. özlemişim uzun yürüyüşlerimi. en güzeli kar yağmazdan hemen önceki gökyüzü kızıllığıydı benim için.

    bu uzak memlekette günlerdir kar yağar mı diye beklemedeyim fakat hakkımıza düşen sağanak yağmur, sonrası çamur..

    çayım güzel ama! orjinal kaçak ve de az şekerli :)

    ReplyDelete
  2. Bizim burayı de yağmur ve çamur olarak düşünelim. Fekat, ben de Lancaster'da bulamadığım ve 3 senedir mahrum olduğum demli çay keyfinin dibine vurmaktayım. Neden? Çünkümm burada müslimcan marketçiler var.

    Yılbaşı boyunca internetim yoktu, karımız da vardı. Günde iki demlik çay içerdim valla :) Gerçek azımsanmıycak bir keyif.

    Bahar'a bu möhim mevzuya değindiği için teşekkürlerimi iletirim. :)

    ReplyDelete
  3. bulut, sanırım ikimiz de bahar'ın içtiklerinden daha güzel çaylar içmekteyiz afiyetlen..

    dışarı zibil gibi çamur ve yağmur iken, karda çarı neyleyim!. hele bir de yağmurun sesi prefabriğin sacında ötüyorsa deymeyin keyfime :P

    ReplyDelete