Saturday, 4 December 2010

Muhterem cemaat, koyun derilerinizi Ikea'ya bağışlamayınız...

Lancaster'da vakit geçirmek artık bana zulum geliyor. Edinburgh'da tutunmaya çalışıyorum, fakat işler sıkışınca geri dönüp geçici yerler buluyorum. Bu sefer kampüs içinde Norveçli bir arkadaş, Arvid'in boş bir odası olan evinde kalıyorum. İlk defa keyfim yerinde, çünkü Lancaster'da ilk defa ısınıyorum...

Burada havalar çok nemli ve soğuk, evler de taş bina olmasına rağmen 100 senedir izolasyon görmediği için perişan halde. Dışardan tarihî ve otanik bir görünümü var, fakat "dışı seni yakar içi beni" durumu bu. Kombiyi harlasan da ısınmıyor, sıcaklık kalorifere az hayrını dokandırayım bile demeden uçup gidiyor.

Okuldaki yurtlar ise farklı, hepsi yeni binalar ama en güzeli ödenen kiranın içinde faturalar da var. Veriyoz kombinin gözüne afedersiniz hamam gibi etmeden bırakmıyoruz. Erken gelen kar-boranla evde hoş bir atmosfer oluşuyor. Dışarda soğuk ve kar, içerde sıcak ve iç sağaltan bir ambiyans.

Burada biriyle keçe muhabbeti etmeden de ayrılmamış oldum. Arvid, soğukla başetmenin kitabını yazmış insanların ülkesinden, malum. Geleneksel olarak neler kullandıklarını merak ediyorum. Keçeydi, yündü, kıldı tüydü derken vakit geçiyor. Benim gibi içlikle dolaşan bir Avrupalı görmenin buruk sevincini yaşıyorum.

Göçer yaşamanın da ayrı bir güzelliği var. Farklı iç ve dış mekanlar görmek, yaşamlar tanımak, onları karşılaştırmak enteresan oluyor. Fakat maalesef global yaşam her yerde. Milletin kendi ülkesine veya bulunduğu yere ait kültlerle yaşaması zorlaşınca, millet işin kolayına kaçıyor. Her evde Ikea tas tabak, bardak çardak, tencere tava görmekten baydım. Ne üstündeki şeyler, ne de malzemesi gram değişmiyor. Burda da hepsinden bir takım var.

Norveçli arkadaşla arada yaptığımız kutup ayısı muhabbetinden sonra evin salonunda gördüğüm postu görünce fikrim biraz değişir gibi olmuştu. Norveç'ten buraya taşınmış yerel bir güzellik olarak düşündüm. Almış ülkesinden getirmiş, salonunu kendi zevkine göre döşemiş dedim. Hafif ufaktı gerçi "kutup ayısı yavrusu muydu bu", dedim. Koyunmuş. Derken bir gün bakim dedim, nasıl tabaklamışlar, n'etmişler. Çevirdim, o da İKEYA anasını satayım.

No comments:

Post a Comment