Sunday, 19 September 2010

Referanduma dair

Maviden yeşile çalıyor dünyam, yollar alıyorum. Hayaller, umutlar yüklü kmler katediyorum. Sağanak yağmur ile maviden aynı zamanda uzaklaşıyoruz. Yağmur öncesi serinliğinin terkisine atlayıp hafif serinlik ile yağmurdan hızlı yeşile çalıyoruz. Zaman, bozkırın sarısı çalmaya başladığında gökteki yeknesaklık aklıma referandumunu düşürüyor ülkenin. Kanlı, yıllardır sılatan darbenin 30. Yılında yapılan anayasa değişikliği referandumu..

Yol alıyorum. Radar sınırlarını az aşarak, dostumu yetiştirmeye çalışıyorum referanduma. Tercihi “hayır” olacak olan dostumla fikirlerimiz farklı. Ben boykot ediyorum.

Ben dersem “mavi ile yeşil”, o der ki “yeşil ile sarı” kadar zıt fikirlerimiz. Boykot ediyorum ben, hayıra kitlenmiş dost. Arabalardan, yollardan, istanbuldan, hayatttan, sevdadan, kararlardan defalarca konuştuklarımızı farklı algılar ve cümleler ile tekrar tekrar kurguluyoruz zihinlerimizde. Kmler azaladursun, defalarca konuştuğumuz bir türlü anlaşamadığımız konularda tek kelime etmiyoruz. 1989 model araba ile ilerliyoruz otoyolda, az umuda, mutluluk ekleyip. Shp’nin 1989 zaferine selam çakarcasına ilerliyor yaşıt, kırmızı şimşek..

İstanbul ankara asfaltını yol almışlar iyi bilir. Ankara’ya inişi vardır otoyolun 30-40 km kalmışken Ankara’ya. Tam o inişte de radar kurulur. Radarcılar yoktur bugün, referanduma yazılıdırlar diye hızımı da düşürmeyip giriyoruz zamanında Ankara’ya. Oyunu kullanıyor dost ve defalarca tartışılan konulara hiç girmeden acılı adanaları yiyoruz. Az da sitemkarız birbirimize ya çaktırmıyoruz. Gerginliğimizi gizlemek için havadan sudan konuluyoruz.

Az dinlenme, dost ziyareti ve sonrasında sonuçların açıklanmasını netten takip ederken, 12 yıllık seçmen geçmişimde hiç olmadığım kadar heyecansız olduğumu farkediyorum. Tvden izlemek pek bi gereksiz geliyor medyanın şovunu, basit değerlendirmelerini, halktan uzak sohbetlerini, defalardır tekrarladıkları klişelerini.

Referandum aslında çok önemli de bir harita çıkardı önümüze. Okumak çok kolay bu haritadan gördüklerimi şöyle özetleyebilirim;

%58 lik evet oranı, Ak Parti hükümetinin meşruluğuna bir kazık daha çakmıştır. Özellikle Ak Partiye kabul edemeyenlerin midesine oturmaktadır evet. Fakat bu sonucu, Ak Partinin “istediğim her şeyi yapabilirim”ini belgeler bir sonuç olarak görmek nasıl aldatıcıysa, hayır seviyesinin %42 olmasını önemsememek te büyük hata olur.

Bütün partilerin kendilerini sorgulamaya iten bir sürecin başlaması en güzeli olacaktır. Demokratların ve Kürtlerin boykotu ise çok önemli bir mesaj vermiştir anlayana. Verecektir de ilerleyen günlerde.

Ak parti hükümetinin 8 yıllık iktidarı boyunca hala kendini yıprattırmaması büyük başarıdır. Umarım ak parti bu evet oranı ile demokratikleşme ve avrupa birliği sürecinde daha cesur adımlar atar. Halk tarafından sırtının sıvazlanması şımartırsa eğer hükümeti, orta vadede kaybeden olacağına eminim.

Chp’nin halktan uzak, statükocu, elitist, kemalist, postal politikası halka inmekten çok uzakta durmaya devam etmektedir. Chp nin değişmesi lazım. fakat Chp de bir değişim olacağını sanmıyorum. Aynı tas aynı hamam paklayıp dururlar kendilerini. Hep onlardan başka bir sorumlusu vardır çünkü sonuçların..

Mhp ise kaleleri olarak bilinen illerden gelen evet sonuçları ile bile kendine olan özgüvenini kaybetmiştir. Mhp’yi bu cüzzi de olsa terkediş, etnik temelli siyasetin tehlikesinin farkına varmış olmasından sebep olsa ne de güzel olurdu. Kendi varolulunu meşrulaştıran bütün etkenler başrolde iken mhp nin düşüşünü umut verici olarak görmek en güzeli.

Bdp, aldığı boykot kararı ile son yıllarda almış olduğu en doğru kararı vermiş ve türkiye siyasetine nasıl önemli bi yerde durduğunu göstermiştir. Hükümetin, devletin, kamuoyunun Bdp’yi kürt sorununun çözümü konusunda ve yıllardır ülkeyi acıtan savaşın bitmesi konusunda muhattap alması gerektiği gerçeği de artık çok net olarak görülmektedir.

Ülkenin önemli bir diğer aktörü olan askerin ise artık kışlasında askercilik oynamaya devam etmesi ve her konuda konuşmaması gerektiği gerçeği ortaya çıkmıştır. Komutanlarının yaptıkları anayasanın halk tarafından istenmemesi dolaylı bir göstergedir askere.

Son olarak ta ciddi olarak varoluşlarına acıdığım insanlara rastladım facebook aleminde. Bir çift lafım var bu arkadaşlara. Sonuç “evet” çıktığı için, Aziz Nesin’in ülkenin aptallık yüzdesi ile ilgili cümlesini (ki okuduğum tek kötü cümlesidir aziz nesin’in) sanal profilinde kullananlar ile Mustafa Kemal Atatürk’ten alıntılar yapanlar olarak iki farklı kopyadır bunlar. Bütün bu arkadaşları politik yapan ak parti karşıtlığıdır. İstisnasız hepsi de, Ak Parti karşıtlığını siyasal mücadelenin en üst mertesi olarak görmektedirler.. Halkı aptallık ile suçlar ve Mustafa Kemal Atatürk’ten alıntılar yaparlar. Bütün çevrelerine ben modernim, halktan değilim mesajı verirler çaktırmadan.

Gece dayanamadım açtım tvyi, Nurşen Mazıcı adlı siyaset bilimci bir profesörümüz, Bingöl Halkı’nın hsyk da neyin değişeceğini bilmeden “evet”i tercih ettiğinden dolayı sitem etti. Yukarda bahsettiğim “hayır” ı sadece akp karşıtlığı sebebi ile tercih edenlerin de çok bildiklerini sanmıyorum değişen maddeleri. Nedense Nurşen hanım bu hayırcılara değinmedi. Evet ve hayır cephesindeki bilmezler kalabalığı, birbirlerinin hayatlarından bu kadar uzak olan iki kesim demokrasinin sibopları olmuş ve birbirlerini çok ta iyi dengelemişlerdir. Nurşen hanım prof olarak araştırmalı sanırım bu ilişkiyi.

İşin en güzel yanı da, koşulsuz akp karşıtlarının da, bingölde bilmeden “evet”’i tercih eden halkın da, bu profesörün de eşit oy hakkına sahip olmaları.. birbirlerinin hayatlarına dair az bir empati kurabilse bu farklı kalabalıklar ülkenin çözülemeyecek sorunu olacağını sanmıyorum.

No comments:

Post a Comment